İşaretli yazıyı okutmak için tıklayın. Günaydınmilas.com GSpeech
MILAS
marketlerlogo2.png

twt-btn.pngfb-btn.png

icsayfa-statik-ustler-1.gif

anasayfadikeysagust-2.gif

 

giydirme1.gif

 

giydirmealt.gif

giydirmealt-2.gif

 
 
 
 
 
 

paylas2_0ca43.png
 
Duyarlılığını Göster Haberi Sen de Paylaş

Oruç, yalnız aç ve susuz kalmak değildir

(7 Duygu)
(8 Duygu)
(6 Duygu)
(7 Duygu)
(8 Duygu)
(7 Duygu)
(9 Duygu)
 

ibrahim-aydn-150x150.jpgOrucun, sabır, şükür, nefis terbiyesi gibi diğer ibadetlerle irtibatı vardır. Onun için Peygamber efendimiz sallallahüaleyhivesellem buyuruyor ki: Her şeyin bir kapısı vardır, ibadetlerin kapısı ise oruçtur.
Hadis-i şerifte; “Oruç sabrın, sabır da imanın yarısıdır” buyuruldu.
Allah Teâlâ, insanlara zararlı olan bir şeyi emretmez. Oruç tutan bünye, adeta bakıma girer, iç organları saran yağlar erir, vücudun zindeliği artar, direnme gücü kazanır, mide, böbrek, şeker, kalp ve karaciğer hastalıklarına karşı mukavemet kazanır. Çeşitli vazifeleri bulunan karaciğer, sindirimle de vazifelidir.
Oruç müddetince, 3-5 saat istirahat eder, gıda depolama işine bir müddet ara vermiş olur. Midedeki kaslar ve salgı ifraz eden hücreler, oruç müddetince birkaç saat dinlenir. Kan hacmi de azaldığı için tansiyon düşerek kalp rahatlar. Bilhassa yüksek tansiyonlular için oruç, bir ilaç gibi faydalıdır. Gıda artıkları iyi yakılmayınca, damarları yıpratır. Yakılmayan yağlar, damarları daraltır, damar sertliği denilen rahatsızlığa sebep olur. “damar sertliği” olanların oruç tutmaları tavsiye edilir.
Az yemek ve oruç tutmak, vücudun sıhhati için çok önemlidir. Zekât, malın kiridir. Zekât veren, malını kirden koruduğu gibi, oruç tutan da vücudun zekâtını ödemiş, hastalıklardan onu korumuş olur.
Peygamber efendimiz; “Her şeyin bir zekâtı vardır, vücudun zekâtı ise oruçtur” buyurmuştur.
Oruç tutmakta sabır da vardır. Hadis-i şerifte; Temizlik imanın yarısı, oruç da sabrın yarısıdır buyuruldu.
Oruç sıhhat getirir. Hadis-i şerifte; “Oruç tutan sıhhatli olur” buyuruldu.
Hadis-i şerifte buyuruldu ki: “Oruçlu iken ölene, kıyamete kadar oruç tutmuş gibi sevap yazılır”
Oruçtur vücudun zekâtı, çok yiyenin bozulur sıhhati, azalır şefkati, tükenir takati.
Oruç tutanın susması teşbih, uykusu ibadet, duası müstecap ve amelinin sevabı da kat be kattır.
Bilhassa oruçlu iken çirkin konuşmayınız! Birisi size sataşırsa, “Ben oruçluyum” deyiniz!
Gerçek oruç, yiyip içmeyi değil, boş ve hayasızca sözü terk etmektir.
Allah yolunda bir gün oruç tutan kimsenin yüzünü, Allah yetmiş yıl ateşten uzaklaştırır.
Ne mutlu günahlardan sakınarak oruç tutanlara, bunlar, asıl bayramı ahirette yapacaklardır
Orucun hikmetleri
Ramazanı Şerif’te tuttuğumuz orucun birçok hikmeti vardır… İşte bunlardan yalnızca birkaç tanesi…
Oruç bize Rabbimizi bildirir…
Oruçlu olduğumuz günlerde anlarız, nimeti verenin kadrini kıymetini… O’nun verdiği nimetlerin güzelliği karşısında ne kadar çok teşekkür içinde olmamız gerektiğini fark ederiz. Yeryüzünü güzel bir sofra gibi donatan Rabbimizin binlerce nimeti karşısında, Onun emrini bekleriz. Suyun ve suyun yeşertip canlandırdığı her nimetin Rabbimizden geldiğini bilir ve O’na şükrederiz… Her oruç açılma zamanında Rabbimizin emrinde, onun misafirhanesinde, sofraya buyur edilmeyi bekleriz… Ezanlarla bizi dünya evinde donattığı yeryüzü sofrasına buyur eden Rabbimizin bu nimetleri karşısında, binlerce şükür hissi içinde orucumuzu açarız.
Oruç bize şükretmeyi bildirir…
Oruçlu olmadığımız zamanlarda hissetmediğimiz birçok şeyi, oruçlu günlerimizde hisseder ve şükrederiz. Çünkü açlık hissetmediğimiz zamanlarda pek çok nimetin farkında olmadığımızı anlar ve pişman oluruz. Oruç bizi pişmanlıktan kurtarır ve bize şükretmeyi öğretir. Her nimetin, ağzımıza aldığımız her güzel yiyeceğin, şükür isteğini ve bizim istifademize yalnızca israf etmeden sunulduğunu anlarız…
Oruç bize bizi bildirir…
Bizi, yani etrafımızda yaşayan bütün canlıları… Yoksulları, sokak çocuklarını, evsiz insanları, ihtiyaç sahiplerini… Oruçlu olduğumuz zaman, yoksulları daha iyi tanır ve onlara yardım etmek için daha çok çaba gösteririz. Oruç, malımızdan ve gönlümüzden vermemiz için bizi ikna eder, aç gözlülükten paylaşmaya, etrafımızdaki insanların hallerini anlamaya ve onları sevmeye, onlara karşı daha olmaya çağırır…
Oruç bize nefsimizi bildirir…
Çünkü oruçlu olmadığımız zamanlarda, her şeyi isteyen ve her şeyi yiyip içen nefsimiz,
Oruçlu iken ne kadar aciz ve kusurlu hale gelir. Dünyalar onunken, dünyanın küçücük bir parçası olduğunu anlar. Kulluğunu bilir ve şükretmeyi ister. Oruç bizi kötü alışkanlıklarımızdan ve kötü adetlerimizden kurtaracak bir ibadettir. Çünkü oruç yalnızca yiyip içmeden uzak kalmayı gerektirmez. Aynı zamanda gözlerimizle iyi olanı, kalbimizle ibadeti, işittiklerimizle duaları, ellerimizle hayırlı işleri izlememiz gerekiyor… Böylece terbiyemiz dahi uslanır, terbiyesini alır.
Oruç bize Kur’an-ı bildirir…
Hepimiz biliyoruz ki: Kur’an ayetleri, ramazan ayında indirilmeye başlanıyor. Bizde her Ramazan’ da Kur’an yeniden nazil oluyormuş gibi onu okur ve dinleriz… Ramazan’ da büyüklerimizin Kur’an hatimlerine çocuklar gibi koşuşturması da bundandır… Sanki dünya mescit olmuş, biz de o mescidin köşesinde Kur’an okuyup Allah’ın adını ve onun bize gönderdiği mesajları öğrenip anmaya çalışıyoruz. Orucun bize açtığı faziletli kapılardan biride budur…
Oruç bize Ahireti bildirir…
Oruç bize, dünya nimetlerinin ne kadar geçici ve az olduğu, bu nimetlerin dahi asıllarının ahirete saklandığını fark ettirir. Bir iyilik için bin sevap verilen bir ayda, oruçlu olduğumuz için şükreder ve iyiliklerin peşinden koşarız. Oruçlu iken yaptığımız iyilikler bize cennetin kapılarını açacak kadar sevap kazandırabilir. Gökyüzünün rahmetle donatıldığı bir ayda, gecelerin en güzeli Kadir Gecesi de bizi kendine çağırır. İyilikten ve ibadetten kurulan bir merdiven ona ulaşmamızı ve gök kapılarını dua dua arayıp Rabbimizden Cenneti istememizi bekler… Bin aydan daha hayırlı bir gecedir Kadir Gecesi… Ramazan hediyesidir…
Oruç bize ruhumuzu bildirir…
Yiyip içmekten kesilince, ruhumuz bedenimiz içinde nasıl da kıpır kıpır hareket ettiğini anlarız. Ruhumuzu sezer, onunla çıkacağımız yeni yolculuklara hazır olmamız gerektiğini düşünürüz. Yiyip içmek kadar, güzel şeylere, hayır hasenata, dua rahmete ne kadar ihtiyacımız olduğunu anlarız… Tuttuğumuz oruçların içimizde birer rahmet ışığı gibi çoğaldığını hisseder, sevinçle haykırmak ve kanatlanıp uçmak isteriz…
O’nun ibadeti, bir bütünlük arz ediyordu. Namazı en mükemmel şekliyle eda ederken, başka bir ibadet çeşidi olan mesela orucu da ihmal etmiyordu. Haftanın bir iki gününü mutlaka oruçlu geçiriyor; hatta bazen de o kadar uzun süre oruç tutuyordu ki, sanki hiç iftar etmiyor zannedilirdi490. Bazen da işi fıtrî seyrinde bırakır ve herkes gibi iftar ederdi. Ancak oruçlu olduğu günler, diğerlerine kıyasla daha çoktu.
O, zaman zaman Savm-ı visal yapardı. Yani hiç iftar etmeden birkaç gün üst üste oruç tutardı. Sahabe O’nun orucuna özenir ve O’nu taklit etmek isterlerdi ama bu çok zordu. Bir defasında, Ramazan’ın son günleriydi ki, Efendimiz savm-ı visale niyetlenmişti. Sahabe de aynı şekilde niyet ettiler. Ancak, oruç birkaç gün uzayınca, hepsinin dermanı kesildi. Bereket bayram gelmiş ve herkes sevinmişti. Zira bayram, bir gün daha gecikmiş olsaydı, âdeta hepsi dökülecekti. Allah Resulü, onların bu durumunu görünce tebessüm buyurdu ve “Eğer bayramın gelmesi gecikseydi, ben yine oruca devam edecektim” dedi. Ardından da kendisinin güç yetirdiği bu ibadete, onların gücünün yetmeyeceğini söyledi; “Çünkü Allah bana, sizin anlamayacağınız tarzda yedirir, içirir” buyurdu.
Bilhassa, Ramazan ayının son günlerinde Allah Resulü, paçaları sıvar ve bütün gününü ibadetle geçirirdi. Sanki bu günlerde O’nun sırtı hiç yere değmezdi.
Yazın en şiddetli günlerinde de Allah Resulü oruç tutardı. Birçok muharebede O, hep oruç tutmuştu. Hele bazen harp öyle şiddetlenirdi ki, bunlardan biri itibariyle kendisiyle beraber Abdullah b. Revaha (ra)’dan başka oruç tutan kalmamıştı494. O, “Oruç, insanı günaha karşı koruyan bir zırhtır” demişti. Ve bu zırhın en sağlamını da kendisi giymiş ve korunmuştu
Oruçlunun Ağız Kokusu
Oruç tutanın ağız kokusu açlıktan kaynaklanır. Kıyamet günü Cenabı-ı Hak katında, bu kokunun miskten, amberden daha şirin ve daha enfes bir semereye vesile olacağına işaret buyurulmuştur. Melâike-i kiram, arş-u ferş-i çınlattıracak bir velvele içerisinde Allah’a karşı kulluk vazifesini yapmaktan hoşlandıkları gibi, hoşlandıkları birtakım kokular vardır. Onlar, gül kokusundan çiçek kokusuna, miskten ambere kadar bütün güzel kokulardan lezzet alırlar. Mele-i âlâda güzel kokular sırlı hazineleri açan anahtar hükmündedir ve işte oruçlunun ağız kokusu da perde arkası dalga boyuyla bu güzel kokular cümlesindendir.
Oruç Bedeni Dinlendirir
Faaliyet içinde olan her makina bir müddet sonra bakıma ve dinlenmeye tâbi tutulmazsa, verimli çalışamaz. Aksine dinlendirilmediği takdirde ya makina tamamen harap olur ya da ömrü kısalır. Bir talebe, belirli bir süre tedrisat gördükten sonra dinlendirilir. Bir işçi sabahtan akşama kadar çalışabilir, gelir akşamleyin istirahate çekilir. Evet, böyle bir mola ve dinlenme olmadan aynı tempoda çalışma ve hele semereli olma mümkün değildir.
İnsanın vücudu da tıpkı bir fabrika gibi farz edilecekse, onun azaları o fabrikanın aletleri hükmündedir. Oruç ise, vücut fabrikasının dinlenmesine, eskimemesine ve mükemmel bir şekilde çalışmasına en önemli bir vesiledir. Oruçla, vücutta biriken zararlı yağlar, şişmanlık vesilesi fazla etler atılmış ve vücut belli ölçüde tutulmuş olur. Bugün şişmanlıktan dolayı şikâyet eden ve buna çare arayan dünya kadar insan var ve bu şişmanlığın kanın deveranına, beynin yavaş çalışmasına sebep olduğu da yine erbabının kabul ettiği gerçeklerden. Bu itibarla, orucu, maddî-manevî hem değişik dertlere çare, hem de sevap kazanmanın önemli bir vesilesi saymak mümkündür.
Oruç Şefaat Edecektir
Oruç kıyamet günü oruçlu için şefaat edecek ve Cenabı-ı Hakk’a niyazda bulunarak: “Ya Rabbi! Ben onu gündüzleri yiyip içmekten ve zevklerinden alıkoydum. Bunun için onun hakkındaki şefaatimi kabul buyur” diyecektir.
Oruca ne zaman ve nasıl niyet edilir?
Orucun bir önemli şartı da niyettir. Niyetsiz oruç sahih değildir. Bu sebeple; niyetin ne zaman ve nasıl yapılacağının bilinmesi gerekir.
Niyet zamanı itibariyle oruçlar ikiye ayrılır.
1-Güneşin batışından itibaren kuşluk vaktine kadar niyet edilebilen oruçlar;
Ramazan ayında tutulan, belirli günlerde adanan oruçlar ile nafile olarak tutulan oruçlardır.
Bu oruçlara geceleyin imsak vaktinden önce niyet edilebileceği gibi, gündüz kuşluk vaktine kadarda niyet edilebilir. İmsaktan önce niyet etmek daha faziletlidir.
Gündüz oruca niyetin caiz olması, imsak vaktinden sonra bir şey yemeyip içmemeye ve orucu bozan bir iş yapmamaya bağlıdır. Eğer oruca aykırı bir iş yapılmış ise gündüz niyet caiz olmaz.
2-İmsak vaktinden önce geceleyin niyet edilmesi gerekli oruçlar;
Bunlar; ramazanda tutulmayıp başka zamanda kaza edilen Ramazan orucu ile her çeşit kefaret oruçları, başlanıp da bozulan nafile oruçların kazası ve mutlak olarak adanan (zamanı belirlenmeyen) oruçlardır.
Bu oruçlar için belirlenen bir vakit olmadığından; imsaktan önce geceleyin niyet şarttır, bu oruçlara tan yeri ağardıktan yani imsak vakti geçtikten sonra niyet edilmez.
Ramazan orucuna akşamdan itibaren kuşluk vaktine kadar niyet edilebilir.
Şöyle ki; Normal olarak oruca sahur yemeğini yedikten sonra niyet edilir. Ancak sahurda uyanamayıp yeme-içme zamanının bittiği imsak vaktinden sonra kalkan bir kimse, güneş doğmuş olsa bile, kuşluk vaktine kadar o günün orucuna niyet edebilir. Yeter ki imsak vaktinden sonra orucu bozacak bir şey yapmasın.
Sahura kalkmak istemeyen bir kimse, akşamdan sonra yarın orucuna niyet edebilir. Geceleyin kalkıp niyet etmesine gerek yoktur.
Oruç tutmak amacıyla sahura kalkmak niyet sayılır. Sahura kalkmayan ve daha öncede oruca niyet etmeyen kimse de kuşluk vaktine kadar niyet edebilir. Böyle geç niyet edenlerin oruçlarında bir eksiklik yoktur. Kuşluk vaktinden sonra oruca niyet edilmez.
Niyet esasen kalp ile olur. Yani geceleyin, yarın oruç tutacağını düşüncesinden geçiren kimse niyet etmiş olur. Oruç tutmak düşüncesiyle sahur yemeğine kalkan kimsenin bu düşüncesi de niyettir. Oruca içten bir düşünceyle niyet etmesi yeterlidir, ancak dil ile de söylemek daha iyidir. Bu sebepten dolayı oruç tutacak kişi hem içten hem de dil ile söyleyerek oruca niyet etmelidir.
"Niyet ettim ramazan-ı şerifin yarınki orucuna" diye söylemelidir, her günün orucuna ayrı niyet etmek gereklidir.
Orucun önemi ve mahiyeti
Yüce Allah’ın kullarından yapmalarını istediği her davranışta birçok faydalar yapmamalarını istediği her davranışta da birçok zararları vardır. Allah Teâlâ’nın buyruk ve yasaklarına uymanın sağladığı insan aklı ile kavranabilecek faydalarının yanı sıra bu buyruk ve yasak akıl ile kavranamayacak hikmetler ve incelikler de içerir. İslâm bilginleri oruç emrinin sebep e hikmetleri üzerinde düşünerek orucun faydaları hakkında önemli tespitler ve geniş açıklamalar yapmışlardır. Hz. Peygamber’den de bu konuya ışık tutan birçok hadis rivayet edilmiştir.
Oruç farizasını yerine getiren bir Müslüman her şeyden önce Yaratıcısının buyruğuna uymanın derin hazzını tadar ve huzurunu yaşar. O’nun verdiği nimetlere gün boyu el sürmez; böylece bu nimetleri bulamayanların yoksulların ve ihtiyaç sahiplerinin durumlarını deneyerek yaşayarak öğrenir. Ciddi bir sabır sınavından geçen oruçlu kişi bir yandan fani dünya nimetlerinden bir süre uzak kalmasına karşılık Allah’ın edebî nimetlerinin hak etme fırsatını elde ederken bir yandan da geçici dünya nimetlerinin paylaşılmasında başkalarının hakkını gözetme melekesi kazanır. Bu tecrübeyi nefsinde yaşayan insan başkalarına daha çok sevgi ve sayı gösterir.
İnsanlar büyük dertlere sokan aşırılıklar ve taşkınlıklar çoğu kez mideye bağlı isteklerinden ve cinsel arzulardan kaynaklanır. İnsanın insanlığı da bunlara hâkim olabilmesindedir. Oruç bu konudaki kötü istekleri kırar değiştirir düzeltir. Bunların kontrolünü iradenin eline verir. Oruçla nefis mücahedesine alışılır hayatın zorlukları yenilir ahret saadetine erişilir. İmam Gazali orucun sırlarına dair açıklamasında bu hususa şöyle değinir: “Oruç Allah’ın düşmanı olan Şeytan’ı kahreder. Şeytan’ın kullandığı araç şehvettir. Şehvet de yemek ve içmekle kuvvetlenir. İşte oruç Şeytan’ın bu aracını zayıflatır.
Oruca riya karışmaz Ebu Hüreyre’in rivayet ettiği bir hadis-i şerifte bu konu şöyle açıklanır: Hz. Peygamber şöyle buyurmuşlardır: “Allah orucun dışındaki bütün ibadetlerin âdemoğluna ait olduğunu söyler. Oruç sadece benim içindir ve onun karşılığını bizzat ben vereceğim der. Oruç kötülüklerden koruyan bir kalkandır. Biriniz oruçlu iken cinsî temasta bulunmasın kavga etmesin başka bir şahıs kendisine kötü söz söyleyecek ve onunla dövüşecek olursa ben oruçluyum desin Muhammed’in canını elinde tutan Allah’a ant olsun ki oruç tutanın ağzının kokusu Allah katında miskten daha güzeldir. Oruçlu için iki sevinç (ecir) vardır: Birisi iftar ettiği diğeri de Rabbine kavuştuğu zaman.”
Oruç günahların bağışlanmasını sağlayan en önemli ibadetlerdendir. Hz. Peygamber şöyle buyurmuşlardır; “Kim Kadir gecesini inanarak ve sevabını yalnız Allah’tan bekleyerek geçirirse önceki günahları bağışlanır. Yine kim iman ederek ve sevabını sadece Allah’tan umarak Ramazan orucunu tutarsa önceki günahları affedilir.”
Oruç tutanların Allah katındaki mevkileri pek yüksektir. Hz. Peygamber şöyle buyurmuşladır: “Cennete Reyyan adında bir kapı vardır. Kıyamet gününde buradan başkaları değil yalnız oruç tutanlar girerler.”
Oruç şekilci bir bakışla sadece yeme içme ve cinsel temasta uzak durma olarak telakki edilmemeli gönülden bağlılık içinde tüm organlar bu ibadete katılmalıdır. Bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber şöyle buyurmuşlardır: “Kim yalan sözü ve bu söze göre hareket etmeyi bırakmazsa Allah’ın onun aç ve susuz kalmasına bir ihtiyacı yoktur.”
İmam Gazali bu konuda şöyle bir açıklama yapar: “Oruçlu hem midesini hem de cinsi isteklerini frenlemelidir. Göz kulak dil el ayak ve diğer organlar da kötülüklerden korunmalıdır. Gönül de kötü düşüncelerden arındırılmaya çalışılmalıdır. Avâmın havâssın ve hâssü’l-havâssın olmak üzere orucun üç derecesi vardır. Birincisinde midenin isteklerine ve cinsel arzulara engel olunur. İkincisinde bunlardan başka göz kulak dil el ayak gibi uzuvların da isteklerine mani olunur. Üçüncüsünde bütün bunlara ek olarak gönlün de kötü düşüncelerine engel olunur.”
Kötülüğü emreden nefis oruçla terbiye edilir. Kötü hırsların önüne oruçla geçilir. Hayatın hazzını iradenin değerini en iyi biçimde oruç öğretir. Ramazan ayı değişik mevsimlere isabet ettiğinden oruç ibadetinin aksatılmadan ve özenle ifa edilmesi Müslümanın ister yazın kavurucu sıcağında ister kışın dondurucu soğuğunda olsun her durumda Ulu Yaratıcısının buyruğuna uyma hususunda samimi bir teslimiyet içinde olduğunun davranış haline getirilmiş bir ifadesi niteliğini taşır.
Mutasavvıflar hayvani tabiatın azmasının insan ruhunun kemâle ermesine engel olduğuna dikkat çekmişlerdir. Bedeni ruha tâbî kılmak için bedenin kuvvetini kırmak ve ruhunkini çoğaltmak gerekir. Tecrübeler göstermiştir ki bu hususta hiçbir yol aç ve susuz kalma hayvani arzulardan vazgeçmek ve dili kalbi (aklı) ve diğer organları kontrol altında tutma kadar etkili değildir. Ferdî olgunlaşmanın görünüşlerinden biri hayvani tabiatın akla ve ruha boyun eğmesidir. Bir kimsenin hayvani arzularına gem vurmak için şartlarına riayet ederek oruç tutması bu sonucu sağlayabilecek en etkin yollardandır. Bir kimse günah işlediğinde oruç tutarak kefaret ve riyazetle teselli bulur ruhunu temizler. Şu da kayda değerdir ki yememek içmemek meleklerin şanındandır. Bu yolu gönüllü olarak izlediğinde insan gittikçe kendisini meleklere benzetir ve bunu da Allah’a itaat kastıyla yaptığından O’na yaklaşır O’nun rızasını elde eder ki bu bir insan için en ulvî gayedir.
Orucun beden sağlığı açısından çok yararları vardır. Oruç tutulurken organizmada depolanan besin maddeleri harcanır sonradan bunların yerine yenileri gelir. Böylece bütün vücutta bir yenilenme olur. Karaciğerdeki şeker deri altındaki yağlar kas gudde ve dalak hücrelerindeki proteinler harekete geçer. Birikmiş fazlalıklar erir eskiyenler temizlenir değişme imkânına kavuşur. Ancak oruç bütün bunların üstünde olmak üzere Allah’ın emri oldu için ve sırf onun rızasına erişme amacıyla tutulduğu takdirde gerçek anlamına kavuşur.
İstatistiklere bakılınca İslâm ülkelerinde Ramazan ayında suç oranlarında büyük azalma olduğu örülür. Çünkü oruç tutanlar artık günah ve suç işlememeye çalışmaktadırlar. Bu konuda Hz. Peygamber (s.a.) şöyle buyurmuşlardır: “Ramazan ayı gelince cennetin kapıları açılır cehennemin kapıları kapanır şeytanlar zincire vurulur”
Gerçekten oruç ayı Müslümanlar için çok özel bir manevi atmosfer sağlar. Kur’an sedaları kulaklarda çınlar onun manalarını açıklayan vaaz ve dini konuşmalarla İslami şuur ayrı bir canlılık kazanır. Teravih namazları camilerin Müslümanların hayatındaki önemini hatırlatır. Hayır faaliyetleri hızlanır fakirlerin ve ihtiyaç sahiplerinin dertlerine insanlar daha çok eğilir. Günlük yaşantılarını gereksiz işlerden ve faydasız konuşmalardan arındıran ve Kur’an okuma, okunan Kur’an’ı dinleme, zikir, teşbih ve diğer ibadetlerle vakitleri değerlendirme yolunu tutan Müslümanlar gönüllerinde apayrı bir incelik ruhlarında safiyet hissederler… İftar ve imsak vakitleri arasında gündüz gösterdiği sabır başarısını sürdürebilip denge ve ölçüyü koruyabilenler orucun ruh ve beden sağlığı açısından sağladığı faydaları açıkça görürler zinde bir vücuda kavuşurlar.
Orucun nefse bakan hikmetleri
Ramazan-ı şerifte bir ay devam eden oruç, dilediği gibi hareket etmek isteyen, kendini hür, serbest telakki eden nefsin terbiyesi açısından çok büyük bir önem arz etmektedir.
Çevresine "Ben sizin en yüce Rabbinizim" diyen Firavun gibi kendisinde hayalî bir rububiyet tasavvur eden nefis, Allah'ın hadsiz nimetleri ile terbiye olunduğunu düşünmek istemez. Bilhassa servet ve iktidarı da varsa, gaflet de yardım etmişse, o nimetleri bütün bütün gasp edercesine ve hırsızcasına yutar. "(Allah'ın nimetlerini) hayvanların yediği gibi yerler" (Muhammed Suresi, 12) mealindeki ayetin tokadına hedef olur.
Çünkü bu nimetler sadece gafilce yenilip yutulmak için değildir. Bunlara bir teşekkür gerekir. Kur'an-ı Kerim, şükür üzerinde çok durmuştur: "Hâlâ şükretmiyorlar mı?" (Yâsin Suresi, 35) "Ama siz şükrediyor musunuz ki?!" (Enbiya Suresi, 80) "Muhakkak ki, Allah, insanlara karşı lütuf ve fazilet sahibidir. Ama çokları şükretmiyorlar." (Yunus Suresi, 60) "Ne kadar da az şükrediyorsunuz." (A'raf Suresi, 10) "Çoklarını şükreder bulmayacaksın." (A'raf Suresi, 17) "Ama insanların çoğu şükretmezler!" (Bakara Suresi, 243). Bilhassa Rahman Suresi'nde "Rabb'inizin hangi tecelliyatını, hangi lütuf ve nimetlerini yalanlayıp, inkâr edebilirsiniz?" mealinde 31 defa tekrar yapılmış, şükürsüzlüğümüz ve nankörlüğümüz yüzümüze çarpılmıştır.
İşte Ramazan ayında en zenginden en fakire kadar herkesin nefsi anlar ki, kendisi malik değil memlüktür, hür değil abd (kul)dur. İzin verilmez, emrolunmazsa, en adî ve rahat şeyi de yapamaz, elini suya uzatamaz diye, hayali rububiyeti kırılır, ubudiyeti (kulluk tavrını) takınır, böylece hakiki vazifesi olan şükür ve hamd etme yoluna girer.
Orucun hikmetlerine, ince ve hassas duygularımız diyebileceğimiz insanı insan yapan lâtifelerimiz açısından bakacak olursak; başka bir gerçekle karşılaşırız. Evet, mide fabrikamızın çok hademeleri var. Hem onunla alâkalı pek çok insanî cihaz var. Eğer nefis on iki aydan bir tek ayın gündüz vakitlerinde mideye, kendisini devamlı meşgul eden işlerden tatil vermezse, o mide fabrikasının hademelerinin ve cihazlarının özel ibadetlerini onlara unutturur, tahakkümü altında meşgul eder durur. İnsanın diğer cihazlarını da o manevî fabrika çarklarının gürültüsü ve dumanları altında karışıklığa uğratır. Mide nazar-ı dikkatleri hep kendisine çektiğinden, onlara ulvî vazifelerini yapma fırsatı vermez.
İşte bu yüzden eskiden beri pek çok veli, nefsin ve midenin bu sıkıntısından kurtulmak için riyazat yaparak az yeme ve içmeye gayret etmişlerdir. Ramazan ayındaki oruç ile de mide fabrikasının hademeleri ve insanî cihazlar, sırf o fabrika için yaratılmamış olduklarını anlayarak, süflî ve adî eğlencelere bedel meleki ve ruhani eğlencelerle lezzet alır, genişleyen ufukları ile nazarlarını yücelere dikerler.
Bu sebeple Ramazan ayında müminler, derecelerine göre, ayrı ayrı nurlara, feyizlere, manevî sevinçlere mazhar oluyorlar. Kalp ve ruh, akıl ve sır, hafî ve ahfâ gibi lâtife ve ince duygular bu mübarek ayda oruç vasıtası ile gelişme göstererek, midenin ağlamasına rağmen masumane gülüyorlar.
Cenabı-ı Hakk'ın nefsi terbiyede, onu firavunluk tahtından indirmede bir usulü de açlıktır. Çeşitli azaplara karşı nefis hâlâ o firavunluk damarını taşıyabilse de, açlıkla karşılaşınca teslim-i silah ediyor. İşte oruç, doğrudan doğruya bu damara darbe vurup kırıyor. Nefse, âciz, fakir, zayıf ve muhtaç olduğunu bütün derinliği ile hissettiriyor. Kul olduğunu bildiriyor. Onun için bu gerçek bazı rivayetlerde şöyle bir temsilî ifade ile anlatılmış:
Cenabı-ı Hak, nefse "Ben kimim? Sen nesin?" diye sormuş.
Nefis, "Ben benim, Sen Sensin!" diye cevap vermiş.
Her türlü azabı vermiş, hatta onu cehenneme atmış, nefis yine de inat edip "Ben benim, Sen Sensin!" diyerek, benlik ve enaniyetten vazgeçmeye yanaşmamış.
Sonra ona açlık azabı vermiş. Açlığı iyice tadan nefse yine, "Ben kimim? Sen kimsin?" diye sormuş.
Bu sefer aklı başına gelen nefis şöyle demiş: "Sen, benim merhametli Rabbimsin, şefkatli Malikimsin; ben de senin aciz ve muhtaç bir kulunum."
Orucun çeşitleri
Hanefilere göre diğer ibadetler gibi oruç da farz, vacip ve nafile çeşitlerine ayrılır. Bu üçlü ayırım Hanefilerin, dinen yapılması gerekli olan şeyleri farz ve vacip şeklinde iki kademeli bir ayırıma tâbi tutmuş olması sebebiyledir. Diğer mezheplerde “vacip” terimi ise her iki kategoriyi de içine alır. Nafile ise farz ve vacip dışında kalan dini ödevlerin genel adıdır. Farz oruç, Vacip oruç, Nafile oruç
Farz Oruç: Farz olan oruç denince, ramazan orucu kastedilir ve zaten tayin edilmiş, önceden belirlenmiş (muayyen) olan oruç da budur. Mazeretli veya mazeretsiz olarak tutulamadığı zaman, başka bir zaman kaza edilmesi de aynı şekilde farzdır.
Bunun dışında bir de kefaret olmak üzere tutulan oruç vardır. Ramazan orucunun bozulması sebebiyle tutulması gereken kefaret orucu yanında ayrıca, zıhâr, yanlışlıkla ve kaza ile adam öldürme, hacda ihramlı iken vaktinden önce tıraş olma (halk) ve yemin için tutulacak olan kefaret oruçları da farz oruç kapsamında değerlendirilmiştir. Kefaret orucu, yapılan bir hatanın cezası veya telâfisi anlamını taşıdığından kişi için baştan belirlenmiş bir yükümlülük olmayıp, buna sebebiyet vermesi halinde gündeme gelebilen arızi bir yükümlülük niteliğindedir. Bu bakımdan ramazan orucu “muayyen farz”, diğerleri ise “gayr-i muayyen farz” olarak nitelendirilir. Ramazan orucu sadece belirli bir vakitte, yani ramazan ayında tutulabilirken, diğerleri oruç tutmanın mubah olduğu her zaman tutulabilir.
Ramazan orucunun kazası da istenilen mubah günlerde tutabilir. Fakat İmam Şafii’nin kazaya kalan orucun aynı yıl içerisinde kaza edilmesi gerektiğine ilişkin görüşü de dikkate alınarak, herhangi bir sebeple kazaya kalan orucu mümkün olan en kısa zamanda tutmaya çalışmak uygun olur.
Vacip Oruç: Nezir (adak), kişinin dinen yükümlü olmadığı bir ibadeti yapmayı kendisi için bir yükümlülük haline getirmesidir. Kişi, oruç tutmayı adamışsa, bu adak orucunu tutması vaciptir. Adak adanırken, orucun tutulacağı gün belirlenmişse, meselâ falan ayın falan günü gibi, bu muayyen bir vacip olur ve orucun belirlenen günde tutulması gerekir. Nezredilen itikâf orucu da belirli günde tutulacağı için muayyen vacip sayılır. Orucun tutulacağı gün belirlenmemişse gayr-i muayyen vacip olur ve dilediği mubah bir günde tutabilir. Başlanmış nafile bir orucun bozulması durumunda bunun kaza edilmesi Hanefilere göre vaciptir. Malikiler ise kazanın farz olduğunu söylemişlerdir. Şafii’ye ve Mâlik’ten başka bir rivayete göre ise, nafile orucun kazası gerekmez.
Nafile Oruç: Farz ve vacip olan oruçların dışında tutulan oruçlar nafile oruç olarak isimlendirilir. Daha önce namaz çeşitlerini ele alırken belirttiğimiz gibi, nafile, gereksiz anlamına değil, farz ve vacip olanın dışında, kısaca gerekenin dışında yapılan anlamına gelir. Daha fazla sevap kazanmak maksadıyla yapıldığı için tabir câizse nafile ibadet, bir bakıma fazla mesai yapmaktır. Nafile oruçların sünnet, müstehap, mendup veya tatavvu olarak adlandırıldıkları da olur.
Nafile oruç, mubah olan tüm günlerde tutulabilir. Ancak bazı günlerde oruç tutmak daha faziletli görülerek bugünlerde oruç tutmak sünnet veya mendup kabul edilmiştir. Peygamberimizin sıklıkla oruç tuttuğu veya oruç tutulmasını tavsiye ettiği günler, kısaca oruç tutmanın mendup kabul edildiği belli başlı günleri görelim.
Oruç tutmanın mendup olduğu günler
Şevval Orucu; Ay takviminde ramazan ayından sonraki ay, şevval ayıdır. Şevval ayında altı gün oruç tutmak müstehaptır. Bu oruçların bayramın hemen arkasından peş peşe tutulması daha faziletli olmakla birlikte ay içerisinde aralıklı olarak tutmak da mümkündür. Kaza veya adak oruçlarının bugünlerde tutulmasıyla da aynı sevap elde edilir. Peygamberimizin, ramazanı oruçla geçirip buna şevvalden altı gün ilâve eden kişinin bütün yılı oruçlu geçirmiş olacağı yönündeki ifadesini (Müslim, “Sıyâm”, 204), “Kim iyi bir amel işlerse, kendisine bunun on katı ecir vardır” (el-En`âm 6/160) ayetiyle birlikte değerlendiren kimi âlimler, bire on hesabıyla, ramazan orucunun on aya, altı gün şevval orucunun da altmış güne karşılık olduğunu ve bu suretle bütün yılın oruçlu geçirilmiş sayılacağını söylemişlerdir.
Aşure Orucu; Muharrem ayının onuncu gününe “âşûrâ” denilir. Hz. Peygamber’in bugünde devamlı olarak oruç tuttuğu rivayet edilmiştir. Fakat sadece o günde oruç tutulması doğru görülmemiş, bunun yanında bir önceki veya bir sonraki günün de oruçlu geçirilmesi tavsiye edilmiştir. Bir rivayete göre Peygamberimiz Medine’ye geldiğinde yahudilerin aşure gününde oruç tuttuklarını görünce, bu orucun anlamını yani ne için tutulduğunu sormuştu. Yahudiler, bugünün büyük bir gün olduğunu; Allah’ın Mûsâ’yı ve İsrâiloğulları’nı düşmanlarından bugünde kurtardığını ve Mûsâ’nın bu sebeple bugünde oruç tuttuğunu, kendilerinin bugünde oruç tutmalarının da bundan kaynaklandığını söyleyince, Peygamberimiz “Ben Mûsâ’ya sizden daha yakınım” demiş ve bugünlerde oruç tutulmasını emretmiştir. Aşure orucunu Cahiliye döneminde Arapların tuttuğu ve Hz. Peygamber’in de ramazan orucunun farz kılınmasına kadar bu orucu tutmayı emrettiği rivayetleri de vardır. Daha sonra ramazan orucu farz kılınınca aşure orucu bir yükümlülük olmaktan çıkarılmış, fakat aşure günü oruç tutulması tavsiye edilmiş ve bugün oruç tutmak sünnet olarak devam etmiştir.
Her Ay Üç Gün Oruç; Her aydan üç gün oruç tutmak, bunu özellikle her ayın 13, 14 ve 15. günlerinde yapmak müstehap kabul edilmiştir. Kamerî takvim (ay takvimi) hesabına göre bugünlere “eyyam-ı bîd” denir. Peygamberimizin özellikle ayın 13, 14 ve 15. günlerinde olmak üzere her ay üç gün oruç tutmayı tavsiye ettiği rivayeti yanında Hz. Âişe’nin, Peygamberimizin her ay üç gün oruç tuttuğuna dair rivayeti de bulunmaktadır.
Pazartesi Perşembe Orucu; Her hafta pazartesi ve perşembe günleri oruç tutmak da teşvik edilmiş bir nafiledir. Peygamberimizin pazartesi ve perşembe günleri oruç tuttuğu ve soruya cevaben de “İnsanların amelleri Allah Teâlâ’ya pazartesi ve perşembe günleri arz olunur; ben amelimin arzı sırasında oruçlu olmayı tercih ediyorum” dediği rivayet edilmektedir.
Zilhicce Orucu; Zilhicce ayının ilk dokuz gününde oruç tutmak tavsiye edilmiştir. Zilhicce ayının 10. günü kurban bayramının ilk günüdür. Peygamberimizin zilhiccenin ilk dokuz günü oruç tutmayı sürdürdüğü rivayet edildiği için zilhiccenin ilk dokuz gününün, yani kurban bayramından önceki dokuz günün oruçlu geçirilmesi müstehaptır. Fakat sıkıntıya ve halsizliğe sebep olacağı gerekçesiyle, hacda olanların 9. günü (arife günü) oruç tutması mekruh görülmüştür. Peygamberimiz arife gününün faziletine ilişkin olarak “Arife gününden daha çok Allah’ın cehennem ateşinden insanları âzat ettiği bir gün yoktur” buyurmuş, yine “Arefe günü tutulan orucun bundan önce ve sonra birer yıllık günahları örteceği Allah’tan umulur” dediği nakledilmiştir.
Haram Aylarda Oruç; Haram aylar olarak anılan zilkade, zilhicce, muharrem ve recep aylarında, perşembe, cuma ve cumartesi günleri oruç tutmak müstehaptır.
Şâban Orucu; Şâban ayında oruç tutmak müstehap sayılmıştır. Âişe validemizin belirttiğine göre Peygamberimiz en çok orucu şaban ayında tutmuş, şaban ayının tamamını oruçla geçirdiği olmuştur. Fakat pazartesi-perşembe veya her ay üç gün ve benzeri gibi tutula gelen mutat oruç dışında şaban ayının ikinci yarısında oruç tutmak bazı âlimlerce mekruh kabul edildiği gibi, Şafii mezhebine göre haram sayılmıştır.
Davud Orucu; Gün aşırı oruç tutmak yani bir gün oruç tutup ertesi gün tutmamak, Peygamberimiz tarafından “savm-ı Dâvûd” olarak nitelenmiş ve bu şekilde oruç tutmanın faziletli olduğu ifade edilmiştir. Peygamberimiz bu şekildeki oruç hakkında “En faziletli oruç Davud’un tuttuğu oruçtur; o bir gün oruç tutar, bir gün tutmazdı” demiştir. Sahabeden Abdullah b. Amr, “Ben daha fazlasını tutabilirim” deyince, Peygamberimiz bunun faziletli bir şekil olduğunu ve daha fazlasını tutmaya çalışmamayı tavsiye etmiştir. Bu bakımdan gün aşırı oruç tutmak, en faziletli nafile oruç olarak değerlendirilmiştir.
Belirtilen günlerde oruç tutmanın fazileti ve kişiye kazandıracağı sevaplar konusunda birçok hadis rivayet edilmiştir. Oruç tutmanın tavsiye edildiği günler incelendiğinde bunların belirlenmesinin gelişigüzel olmayıp, belli bir periyoda göre düzenlendiği görülür. Bu bakımdan oruç tutmanın ruhî ve bedenî yararları göz önüne alındığında yılın belli zamanlarında oruç tutmak oldukça yararlı, tutulacak oruçları Peygamberimizin önerdiği günlerde tutmak ise oldukça sevaplıdır. Bununla birlikte, oruç tutulması haram ve mekruh olmayan günlerde kişi kendi durumuna ve tercihine göre istediği zaman nafile oruç tutabilir.
Oruç tutmaya gücü yetmeyen düşkün ve yaşlı kimseler ile iyileşme ümidi olmayan hastalar, Ramazan ayının her günü için fakirlere fidye verirler. Fidyenin tutarı o yılın fitre miktarı kadardır. Bu fitreler ramazanın başlangıcında verileceği gibi, ramazanın içinde ve sonunda da verilebilir. İstenirse fidyenin hepsi bir fakire de verilebilir. Fidye veremeyecek olanlar aflarını yüce Allah’tan ister, eğer ilerde tutacak duruma gelirlerse oruçlarını tutmaları gerekir, verdikleri fidyeler nafile bağış sayılır.

 


Ekran Alıntısı.JPG


Ekran Alıntısı.JPG

radyo-1_2c406.jpgradyo-2_bc756.jpgradyo-3_4e6a6.jpg

 

MILAS

1-e1392026716167.png

2-e1392027888224.png

3-e1392027941568.png

haberihbargf.gif

reklamsabit-icasagi.gif

Ekmeğin, fiyat artış talebi görüşüldü
İftar yemeğinde bir araya geldiler
Tabakhane Caddesi’ni şenlendiren etkinlik…
Model uçaklar sergisi görücüye çıktı
Belediye iftar sofraları kurulmaya devam ediyor
 Hisarcık Mahallesi’nde vatandaşlarla buluştu
 Bodrum’da oynanan özel turnuvalarının gözdesi oldu
Milas’ta namus cinayeti: 1 ölü…

* Tüm hakları saklıdır. Bu sitede yer alan yazı, haber, fotoğraf, video ve sair dokümanların, bireysel kullanım dışında izin alınmadan kısmen veya tamamen kopyalanması, çoğaltılması, kullanılması, yayımlanması ve dağıtılması kesinlikle yasaktır. Bu yasağa uymayanlar hakkında 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca yasal işlem kullanılacaktır.

ihbarhatti_bddec.jpg

İşaretli yazıyı okutmak için tıklayın. Günaydınmilas.com GSpeech