İşaretli yazıyı okutmak için tıklayın. Günaydınmilas.com GSpeech
MILAS
marketlerlogo2.png

twt-btn.pngfb-btn.png

videoana_246a7.png

giydirme1.gif

 

giydirmealt.gif

giydirmealt-2.gif

 
 
 
 
 
 

paylas2_0ca43.png
 
Duyarlılığını Göster Haberi Sen de Paylaş

AİLEDE İHLAS

(13 Duygu)
(14 Duygu)
(15 Duygu)
(13 Duygu)
(11 Duygu)
(12 Duygu)
(14 Duygu)
 

ibrahim-aydn-150x150.jpgKaç yaşında olursak olalım anne babamızın gözünde onların küçük çocukları olarak kalacağız. Bir gün teyzem bir dükkâna girmiş ve "Benim çocuk için atlet alacağım" demiş. Küçücük atletleri getirip tezgâha dizmişler. Teyzem şaşırmış ve gülerek ‘Benim oğlan yirmi yaşında’ demiş. O da beş çocuktan en küçük olanının yaşı, en büyüğü neredeyse elli olmuş. “Ben artık büyüdüm!” diye haykırır çocuk.

Çocuk muamelesi yapılmamasını, büyüdüğünün kabul görmesini arzular. Aslında hiçbir çocuğa "çocuk muamelesi" yapılmamalı ya; ergenliği yaşayan gence hiç yapılma malı İki yaşındaki küçük yeğenim sofraya oturduğumuzda hemen başlar: “Benim tabağım nerede? Hangisi benim çatalım? Benim çayım?” Çocuk, kendisinin ayrı bir fert olduğunu ve özerkliğiyle kabul görmesini daha, döke saça kendi başına mama yemeye çalışırken, elini tutmadan yolda kendi halinde yürümeyi arzularken ilan eder. Anne baba da, artık çocuğun tutan eli, yürüyen ayağı, gören gözü olma durumundan ister istemez çıkmaya başlar. Uzmanlar bebeklik ve çocukluğa geçişi 0-2 yaş olarak belirlemiş. İki yaşından sonra o artık bebek değil çocuktur. Ve tıpkı bir gencin ergenlik devresi gibi biraz çalkantılı ve kendi özerkliğini kabul ettirme küçük savaşı vardır. Tabi ergenliğe geçişte bu savaş ötekine nazaran daha büyüktür. Akıl baliğ olunduğundan ki bu, bir anda artık her şeyi bilmeye başlamaktan değil, kendi başına düşünebilme ve kendisiyle ilgili kararları kendisi alabilme güçlü arzusunun ön plâna çıktığı bir haldir. Dinin teklif olarak sunulduğu bu "Kapıdan kendi arzusuyla girmeye davet" durumu, "Burada düşünen ve önemli kararlar almaya namzet bir akıl var" haykırışıdır. Bilindiği üzere din bir tekliftir –zorlama değil- ve akla kapı açıp cüz'i iradeyi elden almaz. "Doğru bu, yanlış bu, düşün taşın karar ver," süreci başlar hayatın sonuna kadar. Bu yüzden anne baba olarak çocuğa telkin ve yer yer icbar uygulanabilirken, akıl baliğ olan ve "hayatındaki en önemli teklif olan din ile" karşı karşıya olan gence, artık telkinle değil "tebliğ" ile yaklaşma zamanıdır. Tebliğ, doğruyla yanlışı ona göstermek ama cüz'i iradesine yine de saygılı olmaktır. Asla ve asla icbar, baskı, sindirme, korkutma gibi negatif ve itici, kişi haklarına saygısız bir tutum içine "Ne demek, o benim çocuğum" sahiplenişiyle girilmeyecek bir sürecin başlama zamanı. Çünkü o artık sadece anne babanın çocuğu değil, bu nispet anne babaya göredir; ilk olarak Allah’ın kulu ve hatta anne babanın da aynı zamanda din kardeşidir! İnsan "Allah’ın kulu" nazarıyla baktığında bir karıncayı da incitmekten sakınır. Din kardeşine ise onun haklarını gözeterek ve ibadette herkesin kendinden sorumlu olduğunu bilerek yaklaşır.
Din kardeşinin tökezleyen bir halini görse, mesela namazda gevşekliği var diyelim. "Nasıl etsem de onu kırmadan güzel bir yolla ima edebilsem" diye tebliğde akla karayı seçerken, "Benim çocuğum nasılsa" diye haddi aşan bir sahiplenişle, "Ulan kerata! Sabah namazına kalksana! Hâlâ yatıyor musun?" diye gürlemek, nasıl bir resim vermektir çocuğun dünyasında? Önce saygı... Allah’ın kuluna ve din kardeşine saygı... “Ben büyüğüm, ben sana şefkat edeceğim sen de bana hürmet et" değil sadece. En önce Allah’tan dolayı ona saygı... Çünkü o artık bir ergen, bir genç. Cihazları açılmaya ve işlemeye başlamış bir genç. Kendi döküleceği denizi kendi seçmek isteyen bir dere! Ona ancak doğrular, iyiler gösterilerek, alacağı kararlarda yardımcı olmak vardır. Artık onun yerine karar vermek yoktur!
Ergenlik denilen dinin teklif olarak akıl, kalp, ruh ve vicdanımıza sunuluşu, cihazlarımızın açılmaya, işlemeye başladığı bu süreçte, anne babadan yüzeysel bir kopuş, kendini oluşturma vardır. Bu kopuş ve onları itmek, bazen beğenmemek önemli bir yola çıkıştır ki, yadırganacak hiçbir tarafı yoktur. Bu kopuş, Allah’ı kendi dünyasında aramaya çıkmaktan doğar. Anne ve babadan gelenleri taklit yoluyla yaşamak değil, artık tahkikle, yaşadığı iyi kötü, olumlu olumsuz hadiselere bakarak, hayatın anlamını ararken, kendisinin ne ve nasıl olacağını merak ederken, bulmaya, oluşturmaya çalışırken, Allah’la kendisi arasındaki özel dünyayı oluşturmaktadır içten içe. Bu yüzden insanın en hassas, en karışık, en çetin, en iç savaşlı devresidir ergenlik. Anne babanın hiç unutmaması gereken nokta tam da burasıdır. Artık gence önemli bir teklif gelmiştir ve iç dünyası buna göre şekillenmeye koyulur. Yapılacak tek şey, tebliğ ile aklına kapı açıp cüz'i iradesi serbest bırakılarak, gencin özellikle fikren yanında olmaktır. Allah’ı kendi dünyasında, kendi isteği ve iradesiyle, tahkikle yaşamaya başlayıp özel ibadet alanını oluşturduğu, yer yer baskın çıkan hevesattan tökezlediği bu evrede, her türlü iticilik ve kırıcılıktan uzak olup, sevgi, saygı ve değer verişle, ona yardımcı olmaktan öte bir şey yapılamaz. Bir kabuk kırılıp içinden başka bir canlı, yani bir civciv çıktığı bu evrede, Demokles’in kılıcı gibi tepesinde gelgitler yapmak değil! "Kedi aslana dönüşüyor neyle dizginleyeceğiz, nasıl kafeslesek" de değil! İhlas ve Uhuvvet Risalelerinde geçtiği gibi; önce Allah’ın kulu ve din kardeşi olan onunla en yakın dost, en fedakâr arkadaş, en güzel takdir edici yoldaş ve en civanmert kardeş olmak zamanı başlamıştır! İhlas... “Anne babadan biri veya her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına erişecek olursa, onlara sakın 'öf' bile deme, onları azarlama, onlara güzel söz söyle. Onlara merhamet ve tevazu kanadını ger ve de ki: 'Ey Rabbim, nasıl onlar beni küçükken besleyip büyüttülerse, Sen de onlara öylece merhamet buyur.' "Sizin içinizde olanı Rabbiniz hakkıyla bilir. Eğer siz salih kimseler olursanız, muhakkak ki O kendisine yönelenler için çok bağışlayıcıdır.” Anne baba gerçekte çocuk için “En hakiki dost ve en sadık muhib(seven)dir." Ancak o büyük sevgi ve şefkatin yansıyışında ihlas ön plânda olmalıdır ki, "Oğlum paşa olsun" dünyevî kanat geriş, her iki taraf için de hüsranla sonuçlanmasın. Hakiki ihlâs ve hakiki bir fedakârlık taşıyan annelik şefkati dünyevî amaçlı akarsa, beklenilenin aksi netice verecektir her zaman. Her ihlassız işte olduğu gibi... Evet, 21. Mektup, üstte mealen alınan ayet eşliğinde, bilhassa çocukların anne babaya olması gereken yaklaşımıyla ilgili ikaz ve ihtarlar içerir. Artık çocuklar, yani erişkinler yaşlanıp birer çocuk ruh halini alan anne babaya merhamet kanadını germeye çağrılıp, rol değişimine dikkat çekilir. "Onlar beni nasıl besleyip büyüttülerse sen de onlara merhamet et" şeklinde Rabbe yönelik duanın öğretilmesi, sevgi ve şefkati doğrudan anne baba yüreğinin kendisinden değil, Allah’tan bilmeyle ilgilidir. Bu da, onların yansıtışındaki eksik ve kusurları görmezden gelip, başta Allah’a şükür içinde bulunmanın ve anne babanın kardeşler arası adaletsizlik, yansıtamayış, yanlış yansıtış, baskı, incitme gibi çocuğa yönelik her türlü kusuru, çocuğun yüreğinde bağışlamasına ve yeni bir sevgi ve şefkat haline bürünmesine yol açar. Hazır roller değişmiş, ipler çocuğun eline geçmişken yaşlı anne babadan intikam değil Allah adına ihlaslı bir kol kanat germe!
Bu, çocuk yaralı psikolojisi ve belki şımarık ruh haline önemli tedavi yapan bir ayet bana göre. Anne baban seni vaktinde çok kırmış, anlamamış, incitmiş olabilir. Ama şefkatlerini yanlış kullandıkları, belki kullanamadıkları için böyle olmuştur; seni sevmeyip şefkatsiz olduklarından değil! Şimdi yaşlandılar ve “öf” desen fazlaca incinecekleri bir hassas yürek taşıyorlar. Evet, ipler biraz senin elinde gibi duruyor, ama küçükken seni besleyip büyütmüş olmalarını, güzel anıları düşünerek Allah’a şükür ve o iki en hakiki dosta teşekkür haline bürün!
Ama söz aramızda kalsın, bu ayetle anne babamıza gerekli gereksiz ne çok öfleyip püflediğimizi hatırlayıp pişman olmaktan öte, asıl beni son iki ayet etkiliyor. “Sizin içinizde olanı Rabbiniz hakkıyla bilir. Eğer siz salih kimseler olursanız, muhakkak ki O kendisine yönelenler için çok bağışlayıcıdır’ kısmında bazen ağlayasım bile geliyor. Şu “Oğlum paşa olsun” dünyevi amaçlı bulanık gelen şefkat yansıyışını hatırlıyorum ister istemez. “Oğlum paşa olsun ki beni de dünyada iyi ve rahat yaşatsın, gururlanayım, koltuklarım kabarsın” beklentisi yani. Ve çocuğa ihlastan tamamen kopmuş böyle bir beklentiyle yönelmek, bilhassa ergenin özel ibadet alanı oluşturma sürecinde ve Rabbini içinde tanıyıp sevme ve yaşama, sual ve merak döneminde böyle bir beklenti içinde olmak, gençte ne büyük içsel tahribatlar yapıyor! Herhalde oğlu paşa olsa bile anne babanın kendisine bir hayrı olmayacaktır bunun! Çocuk ne isterse o yanlış şefkatle temin etmeye çalışmak; isteklerin sınırsız, ama imkânların sınırlı olduğunu öğretememek, çocuğun kendisini "Her şeye kadir ve herkese hükmeden biri" olarak görmesine yol açar. Bu da bir kul olarak, Rabbiyle kurduğu, kurmaya çalıştığı özel ibadet alanında önemli bir tahribattır. Herkesin kendine itaat ettiği bir çocuk, başta Rabbine, sonra ailesine itaatkâr olamaz. Şımarmış bir nefis daima daha fazla şımartılmak ister. Anne babadan gelen yanlış ve dünyevi şefkatin nihayet bir gün karşılığı istendiğinde, "Hadi bakalım, biz yaşlandık, şimdi de bize bakma sırası sende!" dendiğinde, illa ki eli boş dönerler. Zira akan suyun yolu kesilmiş ve su kurumuş bir durumda, zaten yüzü asıktır. Büyümüş ve bu kez kendi kendini şımartmanın çaresine bakıyorken çalışıp kazanarak, kendi suyunu kendi çıkarıyorken! "Zaten vermeyi kestiniz, ben temin etmeye başladım, şimdi benden istiyorsunuz" diye içsel kibir ve nefrete bürünür. Bu akan suyun kesilmesi ve suyun bu kez tersine akıtılmak istenmesi, şımarmış bir nefis için oldukça güç bir durumdur. İnsaniyeti sukut etmiş ve canavara dönüşmüş bir evlattır o; çünkü ihlassız, ahiretsiz, yanlış ve dünyevî amaçla kuşatıldığı şefkat, onu bu hale getirmiştir.
Çocuk artık çalışsa da eve para getirse, paşa olsa da paşa paşa yaşasak, türünden ihlastan uzaklaşmış bir şefkatle, "Şimdi onun her dediğini yapalım ki, ilerde de o bizim bir dediğimizi iki etmesin" mantıksız ve ters tepki veren her türlü maddi çıkar amaçlı yaklaşım, nefsi hoş tutulmaya alışılmış bir çocuk için karşılanması güç ve hatta imkansız bir boşuna beklentidir. Sadece iki taraf için de mahvoluş ve hüsrandan söz edilebilir. Ergenlik çağında, çocuğa başta şefkat olmak üzere, ihlassız her türlü girişim ve yaklaşımdan uzak olmalı ki, o iç dünyasını sağlam oluşturabilsin. Rabbi tanıyıp sevmesinde ona fikren yardım etmek kadar büyük bir iyilik olamaz! Ve unutmamalıdır ki, Rabbini sever ve Onun rızası için yaşamayı öğrenirse, başta anne baba olmak üzere, herkesin hukukuna zaten riayet edecek ve bunu da memnuniyetle yapacaktır. Bir gün paşa olamasa da dünyevî anlamda, belki halis bir evlat olarak anne babanın defterine ebedi sevaplar işleyecektir, hatta belki şefaatçi olacaktır, kim bilir...
Aile nimettir
Bizi yaratan Rabbimiz, çevremizi sayısız nimetlerle donatmıştır. Hayatımızı devam ettirmemiz, beslenmemiz, gelişmemiz, korunmamız, güzellikleri hissetmemiz, huzur ve güven duymamız için binlerce nimet. Bu nimetlerden bir bölümü hemen fark edilemeyen, ancak üzerinde düşünüldüğünde büyüklüğü, manevi kıymeti idrak edilen, yokluğu kendini daha çok belli eden, derin boşluğun ve burukluğun hissedildiği nimetlerdir. Huzurlu bir toplumun kaynağı ailedir.
Aile, her aklıselimin idrak ettiği bir nimettir. Farklı açılardan üzerinde düşünüldüğünde kıymeti daha da iyi anlaşılan bir nimettir. İçinde feyiz ve bereketin, hayır ve güzelliklerin yaşandığı bir yuva, anne için bir nimet, baba için nimet, dede, nine için nimet, hatta amcalar, dayılar, teyzeler, halalar için nimet, çocuklar için gerçekten büyük bir nimettir. Bir başka ifadeyle; bir çocuk için en büyük nimetlerden biri, içinde sevgi ve hürmetin bulunduğu, İslâm nuruyla aydınlanmış, nafakası helal, ahlâkî güzelliklerle dolu, edep ve terbiye ile taçlandırılmış bir yuvada dünyaya gelmesi ve yetişmesidir. Böyle bir nimetin, gerçekten gıpta edilmesi gereken bir nimet olduğu, başka imkânlarla kolay kolay kıyaslanamayacağı her fıtratı bozulmamış insan tarafından kabul edilir. Çocuğun varlığına, dünyaya gelişine sebep olan anne ve babanın da yavrusuna sunacağı en büyük hediye böyle bir yuvadır. Allah'ın adını anarak ahitleşmeleri, yuvalarının temellerini onun rızasına uygun olarak atmaları, aile ocaklarını onun emrettiği, Resul’ünün (sav) irşat ettiği gibi güzel hasletlerle donatmalarıdır.
Güzel ahlak, çocuğun süsüdür!
Anne ve babalar için, içinde güzel ahlâk ve terbiye ile filizlenmiş, her adımda gönle sürur veren, göz nuru olan çocukların var olması, yuvanın onların varlığıyla dolmasıdır. Dedeler ve nineler için bunların her biri diğerinden güzel ve katlanmış nimetlerdir, göz ve gönül süruru dur. İşte o zaman hayat daha güzel, yarınlar daha ümit vericidir. İslâm nuruyla şeref bulan her mümin tarafından bu gerçek fark edilmeli, nasıl bir nimet olduğu idrak edilmeli, yuvalar hayatın manasız akışı içinde ihmal rüzgârlarının her bir ferdini istediği istikamete sürüklediği evlere dönmemelidir.
Birçok anne, daha küçük yaşlarda kız çocukları için çeyiz hazırlamaya başlıyor, çeyizlerinde bir kusur, bir eksiklik olmasın diye son derece titiz davranıyorlar. Eksikleri tamamlıyor, zaman zaman gözden geçiriyor, yenilikler ekliyor, kırılanın yenisini alıyor veya yeni takım hazırlanıyorlar. Mutfak takımı, çeşit çeşit tabaklar, tencereler, fincanlar, bardaklar ve diğerleri, oturma odası takımı, misafir odası, yatak odası takımı, rengârenk ve eşya ile uyumlu perdeler. Bu çeyizlerin yeni yuvaya taşınacağı, alınacak diğer eşya ile birlikte yuvanın döşeneceği, kenar, köşe bezeneceği anı hayal ediyor, bu hayallerini zaman zaman başkalarıyla paylaşıyorlar.
Hiç bir şey güzel ahlak gibi değildir
İzafe ve gösterişe kaçmamak, evlilikleri zorlaştırmamak şartıyla bunu çok yadırgamıyoruz. Ancak bunları dile getirirken düşünülmesini istediğimiz bir başka gerçek var. Onu hatırlatmak ve onun üzerinde düşünülmesini istiyoruz: Acaba hangi çeyiz, bir genç kızın ahlâkından daha güzel olabilir, onun güzel hasletlerini gölgeleyecek değere ulaşabilir? Hangi genç kız, hayat arkadaşına iffetinden daha kıymetli bir dünya malı bulup da götürebilir? Selim fıtratını kaybetmemiş bir insan için hangi dünya malı iffetin yerini tutabilir? Bütün çeyizleri bir tarafa koysanız, iffeti diğer tarafa koysanız acaba hangisi ağır basmalıdır? Bunun cevabını hepimiz biliyoruz. Ancak gerçek manada şuurunda olduğumuzu söyleyemiyor, kapıldığımız hayat selinden kurtularak yolumuzu ve yönümüzü doğru tayin ettiğimiz kanaatini taşıyamıyoruz.
Kişinin saklayacağı en hayırlı hazine
Allah Resulü (sav) şöyle buyurmuştur: "Sana kişinin saklayacağı en hayırlı hazineyi haber vereyim mi? Saliha kadın. Ona baktığında gönlüne sürur verir. Bir şey söylediğinde itaat eder, yerine getirir. Yanında olmadığın zaman, hem malını hem de iffetini korur." [Ebu Davud]
Böyle bir kadın elbette ki yuvasının saadet kaynağı olur. Aynı şeyler şüphesiz erkek için de geçerlidir. Hayırlı davranışlar, salih ameller, güzel hasletler karşılıklı olunca gelişir, gönülden gönüle geçer, bereketlenir, artar ve meyve verir. Aynı şeyler erkek için de geçerlidir.
O halde dünya mallarına, mesleğe, diplomaya gösterdiğimiz dikkat ve titizliği iffet ve güzel ahlâk için de gösteriyor muyuz? Çocuklarımız için gösteri yor muyuz? Kendimize veya çocuklarımıza eş ararken gösteriyor muyuz? Kendimiz, yuvalarımızın temellerini çeyizlerden ve dünya mallarından daha değerli şeyler üzerine atmak zorunda olduğumuzu hissediyor muyuz?
Ailenin çöküşü, toplumun çöküşüdür
Bu konu, günümüzde üzerinde çok ciddî bir şekilde düşünmemiz gereken bir hal aldı. Birçok değerimiz yıpranırken en çok hırpalanan ve yıpranan değerler arasında ailevi değerlerimiz de yerini aldı. Ailenin temellerinin çürümesi hem fertleri, hem de cemiyeti çürütür. Çürüyen bir millet yıkılmaya mahkûmdur. Ancak milletlerin yıkılması, çürüyen evlerin veya ağaçların yıkılmasından daha gürültülü ve daha acılıdır.
Allah Kelâmı, Allah Resul’ünün buyrukları, tavsiyeleri, irşatları incelendiğinde, içinde aileyle, çocuklarla, yeni yetişecek nesillerle ilgili nice güzellikler, davranışlarında nice incelikler ve hikmetler olduğu görülecek ve bu örnek davranışlar bizlere ışık tutacaktır. Yolunda yürümek isteyenlere, doğruya, hikmete değer verenlere rehberlik edecektir. Bu buyruklar ve nasihatler bizim iki ana kaynağımızdan gelen buyruklar ve nasihatlerdir. Kur’an ve Sünnet rehberliğinde ilerleyenler hızlı ve emin adımlarla ilerler, dünya hayatında da, Sırat’ta da ayakları kaymaz.


Ekran Alıntısı.JPG


Ekran Alıntısı.JPG

radyo-1_2c406.jpgradyo-2_bc756.jpgradyo-3_4e6a6.jpg

 

MILAS

1-e1392026716167.png

2-e1392027888224.png

3-e1392027941568.png

haberihbargf.gif

reklamsabit-icasagi.gif

Geleneksel boğa güreşleri yarın
Büyükşehirden ağaçlandırma seferberliği
Güllük Belediyespor ile Bafa Zeytinspor karşı karşıya geliyor
Okullarda ilk ara tatil dönemi başladı
Üreticiye 55 bin ceviz fidanı desteği
Vekil Özcan, Milas Müzesi İçin Bakan İle Görüştü
İlk hasat Başkan’dan
Av sırasında yanlışlıkla akrabasını vurdu…

* Tüm hakları saklıdır. Bu sitede yer alan yazı, haber, fotoğraf, video ve sair dokümanların, bireysel kullanım dışında izin alınmadan kısmen veya tamamen kopyalanması, çoğaltılması, kullanılması, yayımlanması ve dağıtılması kesinlikle yasaktır. Bu yasağa uymayanlar hakkında 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca yasal işlem kullanılacaktır.

ihbarhatti_bddec.jpg

İşaretli yazıyı okutmak için tıklayın. Günaydınmilas.com GSpeech