İşaretli yazıyı okutmak için tıklayın. Günaydınmilas.com GSpeech
MILAS
marketlerlogo2.png

twt-btn.pngfb-btn.png

icsayfa-statik-ustler-1.gif

anasayfadikeysagust-2.gif

 

videoana_246a7.png

giydirme1.gif

 

giydirmealt.gif

giydirmealt-2.gif

 
 
 
 
 
 

paylas2_0ca43.png
 
Duyarlılığını Göster Haberi Sen de Paylaş

An’dan geçmişe

(27 Duygu)
(31 Duygu)
(21 Duygu)
(25 Duygu)
(30 Duygu)
(27 Duygu)
(25 Duygu)
 

Semazen.jpgYanımda ardılım, yollarını toz toprak diken bürümüş, yüzyıllık ceviz ağaçlarının tüm heybetiyle selam verdiği daracık yoldan çocukluğumun evine doğru yol alıyoruz. Elimdeki sopayla hem ona, hem kendime yol açıyorum. Her adımımda geçmişin tozlu raflarında gizli çocukluk anılarım bir bir çıkıyor önüme. Kimi komik, kimi acı. Dalında oturup bir yandan elma yerken bir yandan da açık pencereden neşeyle televizyondan Heidi’yi seyrettiğim ağacım.

Kök, gövde duruyor ama benim dalım yok. Başka yan dallar çıkmış kocaman olmuş. Elmaları da o zamanki elmalar gibi değil. Gördüğüm her şey bana artık çocukluğumun çok, ama çok gerilerde kaldığını anlatıyor. O çocuk bedenimin yerinde de, içinde her on yılda bir büyük değişimler yaşamış beynim ve ben duruyorum.
Gördüğüm her şeyin bel hizasından baş hizasına çıktığı zamandayım artık. Ve dünyanın işte şu anda yanımda duran ardılım gibi göründüğü zamanların çok çok ötesindeyim. Zaman her şeyin üzerinden geçmiş. O zamanlar, içinde en az on üç kişinin yaşadığı üç olan ev sayısı şimdi on üç olmuş ama içinde yaşayanlar üç kişi. Herkes çocukluğumla birlikte çekip gitmiş ülkenin farklı yerlerine.
Sınırını bir metre kardeşinin tarafına atmak isteyenler de, bunun için kafa göz yaranlar da yanlarına hiçbir şey alamadan gitmişler diğer tarafa. Bir merhabayı çok görenler de, yoldan gelip geçenleri değil merhaba, yemeksiz, içeceksiz bırakmayanlar da.
Köyün dışında bayramdan bayrama hatırlanan mezarlıkta hepsi… İnsanlar çoğu zaman ölen kişinin cenazesinin kalabalıklığına bakarak o kişinin nasıl da sevilen bir insan olduğuna karar veriyorlar. Doğrudur da. Ama insanın yaşarken ne kadar iyi ve güzel bir insan olmuş olursa olsun, öldükten sonra kıymetlendiği bir yaşam küresi burası.
Terkedilmiş, ama nefes aldıkları için yaşayanlarıyla, zamanın durduğu bu yer içimi ürpertiyor.
Deli denilen akıllılar, bildikleri gibi zamansız yaşamaya devam ediyorlar. Üstleri başları kirli, yırtık elbiseleriyle, bir zamanın en “akıllılarının” yerinde oturuyorlar tuhaf, çarpılmış bir gülümsemeyle.
Onların zamanın peşinden koşmamalarına hayran kalıyorum. Zaman onları yenememiş. Her ne kadar bedenleri iyice bozulmuşsa da ruhları onları ilk gördüğüm gibi.
Toplumun ve zamanın dışında kendi dünyalarında yaşıyorlar, tıpkı çocuklar gibiler. Zamansız, her şeyin kendi gördükleri gibi olduğu, hiçbir değer yargısının, kötü hiçbir şeyin, giremediği dünyalarında.
Ne tuhaf ki, o deliler kalan üç akıllıdan daha misafirperver, daha hoş karşıladılar beni.
Gidenler kendileriyle birlikte, kendi zamanlarına ait ne varsa götürmüşler. Eşyalar dursa da onların da ruhu gitmiş. Çok hikâyeleri var, damın bir kenarına asılmış en az elli yıllık kırık testinin de, eskiden misafir odasında duran, şimdilerde evin dış duvarına asılmış, meşhur bir ressamın imitasyon tablosunun da. Bir zamanlar suyu hiç kapanmayan, kireçlenmiş artık su akmayan çeşmenin de, onun hemen yanında içinde üzümlerin toplanıp yıkandığı, ezildiği küçük küvetin de. Dışardan bakan birine pek bir şey anlatamasalar da orada küçücük ayaklarını yıkamış, onun suyunda nice akıl almaz oyunlar kurmuş, düşler yaratmış o zamanın küçüğüne her bir ayrıntıyı, zamanın ve gelenlerle gidenlerin arasındaki farkı anlatıyorlar.
Babaannemin zamanında yağ tenekelerinde, ele geçen plastik kaplarda, eski tencerelerde, hatta kırılan bardaklarda bile boy gösteren çiçeklerin yerinde yeller esiyor. Evin doğuya bakan tahta kapısının yerinde çelik bir kapı var neredeyse hiç açılmayan. Batıya bakan ve sonradan açılan kapısından ise mutluluk, neşe hiç girmiyor gibi. Hep homurdanma, şikâyetle dolmuşlar, gıcırdarken anlatıyorlar bunu.
Velhasıl yalnızlık ve yalnızlık gördüğüm. Neresi olursa olsun, bir yeri güzelleştirenler hep insanlar. Onlar isterse çöller vaha olur, yeter ki içi çöle dönmemiş olsun. Ve onlar isterse vahalar çöle döner…
Ve her mevsim yağmurun kendini esirgemediği bu çölden belki son defa geldiğim gibi tozlu yollarda son kez yürüyerek, geldiğim gibi gidiyorum. İçim biraz daha “çocukluğa” yaklaşmış.


Ekran Alıntısı.JPG


Ekran Alıntısı.JPG

radyo-1_2c406.jpgradyo-2_bc756.jpgradyo-3_4e6a6.jpg

 

MILAS

1-e1392026716167.png

2-e1392027888224.png

3-e1392027941568.png

haberihbargf.gif

reklamsabit-icasagi.gif

"Yangınlarda terör emaresine rastlamadık”
Sezonun yorgunluğunu atıyor
Yüksel yazdı, büyükşehir çalışmayı tamamladı
İkinci el motorlu taşıtların alım satımını yapanlar için sınav yapıldı
40’larından sonra top koşturuyorlar
Eski Milas Belediye Başkanı hayatını kaybetti
Belediye personeline toplu iş sözleşmesi
Emniyetten drone’lu denetim

* Tüm hakları saklıdır. Bu sitede yer alan yazı, haber, fotoğraf, video ve sair dokümanların, bireysel kullanım dışında izin alınmadan kısmen veya tamamen kopyalanması, çoğaltılması, kullanılması, yayımlanması ve dağıtılması kesinlikle yasaktır. Bu yasağa uymayanlar hakkında 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca yasal işlem kullanılacaktır.

ihbarhatti_bddec.jpg

İşaretli yazıyı okutmak için tıklayın. Günaydınmilas.com GSpeech